Okul Öncesi Eğitim Kurumlarının Önemi Nedir?

 

Hemen herkes tarafından günümüzde okul öncesi eğitim kurumlarının önemi kabul edilmektedir. Okul öncesi eğitim kurumlarının önemini ancak tüm okul öncesi dönemdeki çocuklar, gelecekteki eğitim yaşantılarının okul öncesi kurumlarından ilk basamağı geçmelidir.

Bu kişiliğin şekillendiği dönemi, çocukların sosyal, fiziksel, duygusal ve bilişsel gelişimleri açısından okul öncesi eğitim kurumları en sağlıklı şekilde geçmesini, hayata onları hazırlamayı ve aileyi okul öncesi eğitimi konusunda bilgilendirmeyi amaçlamaktadır.

Tüm gelişimlerine ilişkin çocuk bilgi, beceri, tutum ve alışkanları ailede kazanır. Aile bu açıdan, çocuğun bakımı, gelişimi ve eğitiminden sorumlu başlıca kurum olma özelliğini taşımaktadır. Okul öncesi eğitim kurumları aileden sonra toplumsal yaşama çocuğu hazırlamada aileyi destekleyen kurumlar olarak yerlerini sistem içinde almaktadır.

Özellikle gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi bu doğrultuda Türkiye’de de okul öncesi eğitim kurumları, olumsuz çevresel koşullarda yaşayan dezavantajlı bölgelerdeki çocukların diğer çocuklara oranla eksik yöndeki ihtiyaçlarının tümünü karşılamaktadır. Onların böylelikle ilköğretime mümkün olduğunca eşit koşullarda başlamalarını sağlamak konusunda önemli rol üstelenmektedir.

Amaçlarını okul öncesi eğitim kurumlarının gerçekleştirebilmesi de eğitim programları, fiziksel ortam ve nitelikli personel gibi konularla sıkı sıkıya ilişkilidir.

Fiziksel ortam;

Çocuklar için bir anlamda okul öncesi eğitim kurumları ‘oyun yeterli’ olarak düşünülmelidir. Çünkü çocukların bu çağda en önemli gereksinimlerinin başında oyun gelmektedir. Oyun oynayarak çocuklar gelişmekte, öğrenmekte ve olgunlaşmaktadır. Çocukların bu nedenle bu kurumlarda oyun içinde eğitimi planlı ve sistemli bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Çocuklar için okul öncesi eğitim kurumları oyun oynarken, aynı zamanda toplumsal bir ortam hazırlamaktadır. Çocuklar böylelikle oyun içinde girdikleri toplumsal ilişkilerle paylaşmayı, kurallara uymayı, sorumluluk almayı ve işbirliği yapmayı öğrenmektedir.

Arkadaşlık, toplumsallaşmanın en önemli aracıdır. Çocuklar için bu, sadece evde anne, baba ya da kardeşlerle kazanılamayacak bir özellik olarak değerlendirilmektedir. Çocuklar en iyi şekilde arkadaşlık kurmayı ve sürdürmeyi, okul öncesi kurum içinde öğrenebilir. Çünkü çocukların bu kurumlar yaşıtlarıyla kaynaşmaları açısından doğal bir çevre ortamı özelliği taşımaktadır.

En iyi şekilde bunların gerçekleştirilebilmesi için rahatlıkla çocukların hareket edebilecekleri genişlikte, mümkün olduğunca kendi ihtiyaçlarını yardımsız karşılayabilecekleri güvenlikte ve istenildiği gibi eğitim programlarının uygulanabilmesine fırsat verecek yeterlilikte bir mekana ihtiyaç duyulmaktadır. Bütün bunlar, okul öncesi eğitim kurumlarının dikkate alınarak planlanmış belirli fiziksel niteliklere sahip olması gerekmektedir.

Öğretmen ve eğitim programı;

Yaş, gelişim düzeyi, ilgi ve ihtiyaçları, bireysel ayrıcalıkları ve çevresel faktörler dikkate alınarak çocukların gelişimlerini destekleyen ‘çocuk merkezli’ eğitim programlarının hazırlanması ve uygulanması okul öncesi eğitim kurumlarının kalitesini gösteren en önemli noktalardan biridir.

Eğitim programı hazırlanırken esnek, yeniliklere açık, çocuklarda yaratıcı düşünceyi, sorun çözme becerilerini, olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurabilme yeteneklerimi, karar verme becerilerini geliştiren ve kazanılması beklenen hedef davranışları içermektedir.

Ancak çocukları aktif kılan yani ‘öğrenmeyi öğreten’ bir eğitim programı ile belirlenen hedef ve hedef davranışlara başarılı bir şekilde ulaşılabilir.

Öğretmenin, bunun gerçekleştirilebilmesi için en önemli öğe olduğu düşünülmektedir.

Çocukların gelişim özelliklerimi çok iyi bilmesi ve onların bireysel farklılıklarını eğitim programlarını hazırlarken dikkate alması, öğretmenin en önemli işlevidir. Öncelikle bu da çocuklara özgür bir eğitim programı hazırlamasıyla mümkün olabilir. Çocukların özgürlüğünü öğretmen kısıtlamadan, onların gelişimlerini desteklemektedir. Alanı ile ilgili öğretmen yeterli bilgi ve anlayışa sahip olmalı, özellikle de iyi bir gözlemci olmalıdır. Ancak bu şekilde öğretmen çocukları iyi tanıyarak, onların ruhsal davranışları ve davranış sorunlarını erkenden tespit etme olanağı bulabilir. Okul-aile ve gerektiğinde uzman kişi ile böylelikle bu sorunlara çözüm bulmak kolaylaşmaktadır.

Çocuğun ailesinden sonra öğretmen, gün boyunca birlikte olduğu ve gerektiğinde ihtiyaçlarını karşılarken başvurduğu bir diğer kişidir. Öğretmenle çocuk arasında, başarılı bir eğitimin gerçekleştirebilmesi için sevgiye dayalı bir güven ilişkisinin yanı sıra aile çevresini de çocuğun tanıması ve özelliklerini bilmesi gerekmektedir. Okul-aile işbirliği bu nedenle okul öncesi dönemde her eğitim döneminde olduğunda çok daha önemli görülmektedir.

Aileyi öğretmenin tanıması, çocuğu tanımasını da kolaylaştırmaktadır. Ailenin çocuğa karşı tutumları, aile üyeleri arasındaki ilişkiler, çocuğa uyguladıkları disiplin anlayışı, çocuğun içerisinde yaşadığı fiziksel çevre koşulları gibi özelliklerin öğretmence bilinmesi, çocukta onun gözlediği birçok davranışları anlamasına ve değerlendirmesine böylece çocukla alakalı doğru bilgi edinmesine yardımcı olmaktadır.

Öğretmenin aileyi ve çocuğu tanıması kadar okul-aile işbirliği, ailenin de okulu, programı ve öğretmeni tanımasına yardımcı olmaktadır. Aile böylece çocuğun eğitim ortamını, okulun ve öğretmenin koşullarını öğrenme şansı yakalayabilmektedir.

Çocuklara daha iyi bir eğitim ortamı hazırlamak okul ve ailenin amacı olduğu için okul ve aileler arasındaki işbirliği hem öğretmenin amaçlarına ulaşmasını kolaylaştıracak hem de anne-baba eğitimi yoluyla çocuklardan beklenen davranış değişikliklerinin kalıcı olmasını sağlayacaktır.

Öğretmenin programı değerlendirmesi de okul öncesi eğitim programlarının hazırlanıp uygulanması kadar önemli bir noktadır.

Öğretmenin uyguladığı eğitim programındaki aksaklıkları değerlendirmedeki esas, görmesini sağlayarak, bunların nedenlerini tespit etmesini ve buna göre yeni çalışmalarını yönlendirmesini sağlamaktır. Çocuklara verilen eğitimin kalitesi ancak bu şekilde arttırılabilmektedir.

Çocukların bağımsız ancak öz denetimlerinin gelişmesine, deneyip araştırarak öğrenmelerine, tekrarlayarak beceri geliştirmelerine öğretmen çalışmalarını planlarken olanak tanımalıdır.

Eğitim programlarına bağlı olarak seçilen uyarıcılar da okul öncesi eğitim kurumlarında önem taşımaktadır. Fakat uyarıcılar en pahalı malzemeden, en ucuz malzemeye kadar her ne olursa olsun eğitimi faydalı kılan, bunları seçip hazırlayan ve çocuklara sunan ‘öğretmendir.’

Okul öncesi eğitimde bu doğrultuda nitelikli bir öğretmenin özellikleri şu şekilde olabilir;

  • Yeni bilgi ve deneyimlere iyi bir öğretmen aynı zamanda açık bir öğrencidir.
  • Çocuğu eğitirken öğretmenin amacı yalnızca bilgi aktarmak değil, onu öğrenmek için istekli hale getirerek, kendisinin gerekli bilgiye ulaşmasını sağlamak olmalıdır.
  • İletişimi çocuklarla iyi kurmalı ve onları anlamaya, tanımaya çalışmalıdır.
  • Çocukları aktif kılacak şekilde eğitim programlarını düzenlemelidir.
  • Olumlu benlik gelişmelerini çocukların desteklemeli ve özgüvenlerini geliştirmelidir.
  • Yaratıcı bir öğretmen olmalı ve yaratıcı düşünceyi geliştirici etkinlikleri çocuklara da planlamalıdır.
  • Karar verme becerileri gelişmiş, bağımsız ve bunla birlikte öz-denetimlerini kazanmış bireyler olması doğrultusunda çocukları destekleyici yöntemler kullanmalıdır.

Çocukların okul öncesi eğitim kurumları bedensel, psiko-motor, zihinsel, duygusal ve dil gelişimlerine yardımcı olan, ilkokula ve gelecekteki toplumsal yaşama onları hazırlayan bunu da anne-baba desteği ile ve onları da gerektiğinde eğiterek yapan, eğitim kurumları olarak işlevini yerine getirmektedir.

Okul öncesi eğitim kurumlarının burada önemli olan bu işlevlerini en iyi şekilde yerine getirmek için ihtiyaç duydukları nitelikli personele ve eğitim programının rahatlıkla uygulanabilmesine imkan veren fiziksel koşullara da sahip olabilmesidir.

Kritik, kişiliğim temelinin atıldığı bir dönem olarak isimlendirilen okul öncesi yıllarda verilen eğitimin, eğitim kademelerinin tümünü ve hatta yaşamı etkilediği düşünüldüğünde bin kat daha bu dönemde verilen eğitimin önemi artmaktadır.

Çocuklar için en uygun tekniklerin seçilmesi ve kullanılması, iyice onların gelişimsel özelliklerinin bilinmesi ile mümkün olacaktır. okul öncesi eğitim kurumlarında bu nedenle ‘çocuk merkezli’ okul öncesi eğitim programlarının en iyi şekilde onların eğitim ihtiyaçlarına yanıt vereceği düşünülmektedir.

Olumlu ya da olumsuz anlamda, okul öncesi dönem olarak kabul edilen 0-6 yaş çocuklarına verilenlerin, yetişkinlik yıllarında da onları etkileyeceği dikkate alındığında, gelecekteki toplum sağlığı açısından bu dönemde verilen eğitimin ne kadar etkili olduğu gözden kaçırılmamalıdır.

Çocukların okul öncesi eğitim kurumlarına ülkemizde devam etmesi yasal düzenlemelerle zorunlu tutulmasa da sağlıklı bir şekilde çocuğun kişisel gelişimi için mutlaka bunun gerekli olduğu bilinmektedir. Tüm çocukların bu açıdan okul öncesi eğitim kurumlarından faydalanmaları konusunda daha duyarlı davranılması önemli bulunmaktadır.

 

Benzer Konular

Author: Sevtap Kılınç

Sosyal Medyada Paylaş:

Yorum Yapmak İster Misiniz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.