Çocuklar ve Takıntılar

 

Obsesif kompülsif bozuklukla ilgili bilgiler aktaracağız. Ayrıca çocuklarımızda ebeveynler olarak bu tür bozuklukların ortaya çıkmaması için; onların sağlıklı, kendilerini gerçekleştirirken korumayı da bilen, potansiyellerinin farkında olan bireyler olarak yetişmeleri için uygulayabileceğimiz tutum ve bakış açılarını sunacağız.

Obsesif Kompülsif Bozukluk (OKB)

Psikiyatri alanında takıntı, saplantı ya da obsesyon eşanlamlı kelimelerdir. Mantığımızla doğru olmadığını bildiğimiz halde tekrar tekrar aklımıza gelen bir düşüncenin takıntı, rahatsız etmesi ve çabalarımızın tümüne rağmen istemimiz dışında bu düşüncenin zihnimizden çıkmamasıdır.

Ya mikrop kaparsam, annem babam ölürse, ya pantolonumu sınıfın ortasında indirirsem gibi düşünceler ya da Allah’a içten küfretme, kardeşe zarar verme hissinin duyulması gibi ceza beklentisi doğuran, ayıp ya da yasak sayılan düşünceler kişide rahatsız edici, baş edemediği bir kaygı uyandırır. Ne kadar istese de kişi bu düşüncelerini zihninden uzaklaştıramaz.

Bu takıntılarının yarattığı kaygıyla kişi baş edebilmek için bir takım davranışlar sergilemeye başlar. Kompülsiyon ya da zorlantı bu davranışlara denir. Bu sayede mantıksız olduğunu bilse de suçluluk ve kaygıya neden olan düşüncelerin etkisini yok ettiğine inanır. Aşırı temizlik mikrop kapma takıntısını gidermek için, dualar etme küfürlü dinsel düşüncelere karşı, sessizce birtakım kelimeleri tekrar edip durma ya da içinden sayı sayma, belli sayılarda belli yerlere dokunma, belli sayılarda odanın ışığını açıp kapama, belli sayılarda merdivenleri inip çıkma gibi davranışlar kompülsiyonlara örnektir. Bir süreliğine zorlantılar sayesinde kaygı azalsa da düşüncelerin daha sonra tekrar gelmesiyle kompülsif davranışa olan ihtiyaç yine hissedilir. Kişinin hayatını kısıtlayan takıntı ve zorlantıların hafif formları aslında hepimizde olabilir. mavi boncuğu başımıza kötü bir şey gelmesinden korkup takmak, siyah kedi görünce onun olumsuz etkilerini dengelemek için bir şeyler yapmak gibi batıl inançlar bu duruma örnek olabilir.

Ancak obsesyon ve kompülsiyonlar çok zaman almaya başlamışsa, kendi arkadaşları ile kişinin ilişkilerini, derslerini, işini, aile ilişkilerini etkileyecek hale gelmişse tek başına çözülemeyecek bir hastalık haline gelmiş demektir. Bir uzmandan mutlaka mümkünse ailece yardım almak gerekir.

Çocuklarda OKB

Yetişkinlere has bir duyguymuş gibi OKB görünse de araştırmalar tanısı yetişkin yaşta konmuş kişilerin önemli bir kısmında yaklaşık 5-15 yaşları arasında başlandığını gösteriyor. 7-12 yaşları arasında her 200 çocuktan birinde OKB başlangıcı görülüyor. Erkek çocuklarda erken dönemde daha fazla da ergenlikte oran eşitleniyor.

Ancak sıklıkla çocuklar kendilerini ifade edebilecek bir ortam bulamadıklarından kimi zaman ayıplanacakları ve yanlış anlaşılacakları korkusuyla sıkıntılarını gizleme eğiliminde olur. Bilgisizlikten ya da ilgisizlikten dolayı bu durumlarda gözden kaçıyor.

Böyle bir rahatsızlığı aileler çocuklarına konduramıyor ve çocukça inatçılık ya da tutturma biçiminde tanımlanabiliyor. Takıntının ilerleyen yaşlarda ise birdenbire başladığı düşünülebiliyor. Çocukların kendilerini yetişkinler rahatça ifade edebilmelerini kolaylaştırıcı bir ilişki biçimi benimsemeleri OKB’nin erken teşhisinden dolayı tedavisi kolaylaştıracaktır.

Belli aktivitelerin çocukların hayatında belli bir düzen içinde olması onlara güven verdiğinden dolayı önerilir. Dişlerin mesela yatmadan önce fırçalanması, pijamaların giyilmesi, kitap okunması gibi aktiviteler uykuya geçişe çocuğu hazırladığı için değerlidir. 2-5 yaş arası çocuk gelişiminde bunlar gibi takıntıya benzer, tekrara dayalı birçok alışkanlık ve davranış gözlemlenebilir. Suyu hep aynı bardaktan içmek, aynı oyuncakla yatmak, aynı masalı yatarken dinlemek gibi davranışlar bu dönem içerisinde kabul edilir. 5 yaşından itibaren bu tür davranışların yavaş yavaş azalması beklenir. Eğer bu davranışlar azalmıyorsa, hatta çocuğunuzun kaygı ve huzursuzluğunun arttığını gözlemliyorsanız OKB’den şüphelenebilirsiniz.

Takıntılarını dile getirirken çocuklar sıkıntılı olurlar. Bu şekilde davranmak ya da düşünmek istemedikleri halde içlerinden bir sesin ya da başka birinsin sesinin belli davranış ve düşüncelere neden olduğunu söylerler. Rahatsız edici cinsel içerikli görüntülerin aklına gelmesi, içinden küfür etmek gelmesi, defalarca bir şeyi yapmazsa kötü bir şey olacağı ya da kapıyı kapattığını bilmesine rağmen sanki kapatmadığını düşünerek tekrar tekrar kapıyı kontrol etmek zorunda kalması.

Kendilerini bu çocuklar, garip ve kontrolden çıkmış hissedebilir, arkadaşları arasında da alay konusu olabilir. Takıntılarını, bu nedenle gizlemek adına arkadaşlarından uzaklaşabilir. Çocuğun takıntılı isteğini ailelerin yerine getirmemesi ya da getirememesi de öfke nöbetlerine neden olabilir.

OKB yaşayan çocuklar sorumluluklarının bilincindedir. Sabahları bu yüzden hem takıntılarını yerine getirme hem de okula yetişme endişesi içinde zorlanır. Yatağa yatmadan akşamları ise tüm zorlayıcı isteklerini yerine getirmeye çalışırlar, uykularını bu nedenle tam alamayabilirler. Obsesif çocukların yapılan araştırmalar sıklıkla normal ya da normal üstü zekaya sahip olduklarını gösterir. En çok çocuklarda görülen ortak takıntılar; kendine ya da başka birine özellikle en yakınlarından birinin başına kötü bir şey gelecek korkusu, birinin hastalanacağı ya da öleceği korkusu, kötü bir şey olacak, kirlilikten ötürü hastalık bulaşacak düşüncesi, şiddet, yasak ya da cinsel içerikli düşüncelerdir. Sıklıkla rastlanılan kompulsiyonlar ise; simetrik yapma, yıkama, kontrol etme, kusursuz olmasına çalışma, sorma, anlatma ve onaylatma, sıralama, düzenleme, dokunma, sayma, biriktirme, tekrarlama davranışıdır. Ellerinde olmadan bu çocuklar sürekli bu davranışların bir ya da birkaçını tekrar ederler. Bu duruma etrafındaki insanlar tepki gösterip, kızsalar da davranışları devam eder.

OKB’de ebeveyn tutumları;

Çocuğunuz sağlıklı iken sağlıklı gelişimini devam ettirilmesi için neler yapabiliriz;

  • Herhangi bir nedenle etrafımızdaki insanları yargılamayalım. Hiç bunu çocuğumuzun yanında yapmayalım.
  • Çocuğumuzun gelişim aşamalarını bilelim, her dönemin ihtiyaçlarına uygun davranılmalıdır.
  • Değer ve kültürümüzü aktarmaya çalışırken kendisine ona uygun olmayan bir kalıba sokmaya çalışmayalım.
  • Kendine has çocuklarımızın özelliklerine saygı ile güçlü ve zayıf yönlerine duyarlı yaklaşalım.
  • Olumlu ya da olumsuz hiçbir şekilde kimseyle karşılaştırmayalım.
  • Bizim ses tonumuzdan, ruh halimizden, aile içindeki ortamdan doğamdan önce açılan algıları ile etkilendiğini bilerek davranalım.

 

 

Benzer Konular

Author: Sevtap Kılınç

Sosyal Medyada Paylaş:

Yorum Yapmak İster Misiniz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.