Çocuklar Ve Gençlerle İletişimin Doğruları Ve Yanlışları

 

Çok önemli bir araştırmayı Hayat Boyu Gelişim Derneği gerçekleştirmiş. Ortaöğretim kurumundaki Türkiye’nin 60 ilinde 26 bin öğrenciye ‘Sorunlarınızı zor koşullarda kiminle paylaşıyorsunuz?’ sorusunu yönlendirmiş. Sadece öğrencilerin %40’ı aile bireyleri ile paylaştıklarını ifade etmiş. Bu oran oldukça az.

Aynı zamanda dernek başkanı Adem Solak TBMM Şiddeti Araştırma Komisyonu’nda görevli bir uzman, anne ve babaların bu duruma çocuklara yaklaşımı konusundaki ilgi ve beceri eksikliğine bağlıyor. ‘Milli Eğitim program ve mevzuatlarında aslında anne baba eğitimleri yer alıyor. Geçen yıllarda ne yazık ki bu yönde eğitim sisteminin içi boş bırakılmıştır. Böyle bir harekete tüm kurum ve kuruluşlar destek vermelidir. Okuma yazma seferberliklerinden bu toplumumuz için daha önemli ve acil bir ihtiyaçtır.’

Hepimiz bu konuda bilinçli ebeveynler olarak çocuklarımız için, geleceğimiz için bu hizmeti, talep etmeliyiz.

Gençler nitekim bir başka araştırmada anne ve babalarına ilişkin yargı ve görüşlerini şu cümlelerle özetlemekte;

  • Anlaşılmamak, en büyük sıkıntım, ne yapsam boş, beni anlamıyorlar.
  • Ben nasıl anne babama saygı duyuyorsam, onlardan da aynı şeyi bekliyorum.
  • Anne babayı çocuklarımıza karşı olmak yerine biraz da arkadaş olmanız çok önemlidir.
  • Bize tembelliğin zararlarını anlatmak yerine çalışmanın yararlarını anlatın.
  • Yalnızca maddi isteklerin karşılanması ile karşılıklı anlaşmak ve önemsenmek bitmiyor.
  • Bize kendiniz örnek olarak sorumluluk duygumuzu geliştirin.
  • Sürekli bizi başkalarıyla kıyaslamanızdan rahatsızız.

En önemli sorunun gençler farklı değer, inanç ve düşünce yapısına sahip bu kuşakça ‘anlaşılmamak’ ve sağlıklı bir şekilde onlarla iletişim kuramamak olduğunu belirtmektedir. Gençlerin güzel olan ve ümit verici noktası ise bu iletişimin kurulması için çaba harcamaya hazır olmalarıdır.

Çocuklarımızın öncelikle bizlerle konuşmasını zorlaştıran bazı yaklaşım biçimlerini daha sonra da olumlu alternatiflerini inceleyelim:

Emir-yönetim: ‘Bu, notları çok çalışıp düzelteceksin, artık evden okula okuldan eve.’

Bu durum korku ya da aktif direnç yaratmaya yol açabilir, söylenenin aksini yapmaya davet edebilir. Misilleme ya da isyankar davranışlara neden olabilir.

Uyarma-tehdit: ‘Bu dersler düzelmezse sana tatil falan yok’, ‘Ya kendini derslerine verirsin ya da bu bilgisayar gider.’

Boyun eğmeyi korku yaratabilir; sonuçların gerçekten söz konusu olan meydana gelip gelmeyeceğini denemeye iter; kızgınlık, gücenme, isyankarlığa neden olabilir.

Ahlak dersi-söylev: ‘Sen nasıl bir çocuksun ben anlamıyorum, derslerini okuldan gelince yapsan böyle olmazdı.’ ‘Her şeyi son ana bırakırsan sonuç böyle olur.’

Suçluluk ya da zorunluluk duygularını yaratır; daha da çocuğun durumunu şiddetle savunmasına yol açabilir; çocuktaki sorumluluk duygusuna güvenilmediği hissini verir.

Öğüt verme-çözüm sunma: ‘Ben olsam asla bugünün işini yarına bırakmam, günü gününe çalışırım.’ ‘Sende benim gibi neden yapmıyorsun?’ ‘Okulda gördüğünüz dersleri bence eve gelince tekrar etmelisin.’

Kendi sorunlarını çocuğun çözmekten aciz olduğunu ifade eder; sorunu bütünüyle kendisinin düşünüp, değişik seçenekler getirerek denenmesine engel olur, bağımlılıkta direnme yaratır.

Mantıkla inandırma-tartışma: ‘Bu nedenle işte hatalısın….’ ‘Olaylara bakarsak….’, ‘Aslında….’

Karşı koymayı ve savunucu tutumları kışkırtmayı sağlar; çocuğun çoğunlukla aileyle iletişimi kesmesine ve dinlememesine neden olur; beceriksiz ve yetersiz olarak kendini hissetmesine yol açabilir.

Yargı-eleştiri-suçlama: ‘Olgun bir biçimde düşünemiyorsun…’, ‘Zaten sen tembelsin……’

Aptallık, yetersizlik ve yanlış değerlendirme anlamlarını ifade eder. Olumsuz bir yargıya çocuğun hedef olma ya da azarlama korkusuyla iletişimi kesmesine neden olur. Çocuk yargı ve eleştirileri genellikle gerçek olarak algılar. ‘Ben kötüyüm!’ ya da karşılık verir. ‘Siz de daha mükemmel değilsiniz’

Övgü-görüşüne katılma-teşhis koyma: ‘Çok güzel…..’ ‘Haklısın, o öğretmen berbat birine benziyor’ ‘Harika bir iş yapıyorsun bence….’

Çok yüksek beklentisi olan aileyi ifade eder; söylenen içtenlikten, istenilen davranışı yaptırabilmek için yoksun bir manevra gibi algılanabilir. Övgü ve çocuğun öz-imgesi yani kendi algılayışı uygun değilse çocukta kaygı oluşturur.

Lakap takma-gülünç duruma düşürme: ‘Hadi bakalım superman…’, ‘Koca bebek…..’, ‘Geri zekalı…’, ‘Hadi oradan sulu göz….’

Kendini çocuğun değersiz hissetmesine, sevilmediği düşüncesine kapılmasına neden olabilir. özellikle öz-imgesi üzerinde oldukça olumsuzdur, genellikle karşılık vermeye zorlar.

Teşhis-tanı: ‘Derdin ne senin biliyor musun?’, ‘Geceleri herhalde hep geç yattığın için verimsiz bir dönem geçirdin.’ ‘Aslında öyle demek istemiyorsun sen.’

Tedirgin ve tehdit edici olabilir ve başarısızlık duygusunu yaratabilir. Kendisini çocuk kıstırılmış, korumasız hisseder, kendisine inanılmadığını anlar, iletişimi yanlış anlaşılma endişesi ile keser.

Güven-teselli: ‘Boş ver…. Aldırma, düzelir….’ Biraz neşelen hadi….’ ‘Kendini zamanla daha iyi hissedersin…..’

Kendini çocuğun ‘anlaşılmamış’ hissetmesine yol açar, kızgınlık duygularının uyandırılmasına neden olur. (Size göre tabi kolay!), genellikle çocuk mesajı ‘kendi kötü hissetmen doğru’ değil diye algılar.

İnceleme-araştırma: ‘Kim?…’, ‘Neden?….’, Nasıl?….’, ‘Sen ne yaptın?….’

Genellikle soruları yanıtlama eleştiri ya da zorunlu çözüm getirdiğinden genellikle çocuklar hayır demeye, yarı doğru cevap vermeye, kaçmaya yönelir ya da yalan söyler; genellikle sorular soru soranın nereye varmak istediğini açıklamadığından, çocuk endişe ve korkuya kapılabilir. Ailenin endişesinden kaynaklanan sorulara cevap vermeye çalışan çocuk gözden kendi sorununu kaçırabilir.

Konu değiştirme-işi alaya alma-şakacı davranma: ‘Şimdi bunları boş ver güzel şeylerden konuşalım.’, ‘Sen zaten çözmüşsün oğlum ben ne diyeyim ki?’

Yaşamın güçlükleriyle savaşmak yerine, onlardan kaçma mesajı verebilir. Sorunların çocuğa saçma, önemsiz ve geçersiz olduğu anlamını verebilir, bir güçlükle karşılaşınca açık davranmaktan kaçınabilir.

Örneklerde de olduğu gibi biz hep konuşuyoruz; hem dinlemiyoruz hem de durumdan kendi duygularımızın nasıl etkilendiğini ortaya koymuyoruz. Odağın karşımızdaki kişi olduğu, bu tür iletişim biçimine ‘Sen dili’ adını veriyoruz.

Hiçbir zaman yeni bir başlangıç için geç değildir. Bahsedeceğimiz yeni becerileri uyguladığımızda sonuçları kimi zaman hemen anında göreceğiz, kimi zaman da zorlanacağız ancak sabırlı olalım biz, çocuklarımız ve ailemizin sonuçtan diğer üyeleri memnun kalacak, emin olmalıyız.

Dinleme becerisi: O kadar önemli becerilerdir ki bunlar faydalarını saymakla bitiremeyiz. Çocuklarımızı bizim dinleyebilmemiz sayesinde;

  • Davranışla derdini göstermek yerine (hırçınlık, saldırganlık, içe kapanma, ağlama) sözle ifade eder ve rahatlar.
  • Sosyal hayatına ve derslerine zarar vermezler.
  • Rahat ve huzurlu olurlar, kendilerine güvenleri tam olur, sağlıklı bir şekilde kişisel ve sosyal gelişimleri ilerler.
  • Söz dinlerler.
  • Yakın hisseden çocuklar ebeveynleri ile diyalog içinde olurlar.
  • Daha çok kendilerini ifade eder, kelime hazineleri ve konuşma becerileri gelişir.

* Dikkatimizi bedensel olarak verelim, oturarak aynı hizada olalım, gözlerine bakalım, sessizleşelim. ‘Seni dinlemek için hazırım.’

* Evet hımm gibi kelimelerle destekleyelim. Anladığımızı söylediklerini tekrar ederek hissettirelim. ‘hımm demek arkadaşın bugün okulda yıldız aldı sen almadın’

* İsim vererek çocuğumuzun duygularına, netleşmesine yardımcı olalım. ‘Yıldızı sen de almak isterdin.’

* Çocuğumuzun ilk çözümü üretmesini bekleyelim. ‘Sence ne yapmalısın?’

Ben dili: Kendi duygu ve düşüncelerimizi, karşılaştığımız durum ya da davranış karşısında açıklayan bir ifade tarzıdır. Suçlayıcı olmadan böylece karşımızdaki kişin bizim yerimize kendini koymasına yardımcı olmuş oluruz. Çatışma değil işbirliği sağlamış oluruz. Mesela; Tencere kapaklarını Ali vurarak gürültü yapıyor. ‘öldüreceksin beni bir gün, kes şunu, geri zekalı…’ ‘Ama ben oynamak istiyorum.’

  • Yargı koymadan davranışı tanımlıyoruz: ‘Birbirine kapakları vuruyorsun’
  • Üzerimizdeki yarattığı etkiyi açıklıyoruz: ‘Sen böyle yaptığında başım ağrıyor.’
  • Duygularımızı ifade ediyoruz: ‘Çok da sinirleniyorum.’

‘Derslerini gün içinde geç saatlere bırakıyorsun, ben yorgun olduğum için sana yardım ederken sinirleniyorum.’

‘Eve söylediğim saatte dönmediğinde senin için kaygılanıyorum, beni saymadığın duygusuna kapılıyorum, geldiğinde de öfkeli oluyorum.’

Özdenetim: Ne yapmaması gerektiğini, kuralları benimseyerek bilerek, dış uyaranlara gerek duymadan görevlerini yerine getirme becerisidir.

  • Beklenti ve kurallar netleşir: ‘Eşyalarını, eve geldiğinde odana götürmeni istiyorum.’
  • Kuralların nedeni açıklanır:’ Ortada bıraktığında dağınık oluyor, ayağımıza takılıp yere düşebiliriz.’ ‘Sen yapınca hoşuma gidiyor, benim üzerimden yükü almış oluyorsun.’
  • Açıkça hangi davranış ne zaman bekleniyor öğretilir: ‘Uzun süre, eve geldiğinde hemen götürürsen ayakaltında kalmazlar.’
  • Çocuğa kuralların uygulanmasında, aktif rol ve sorumluluk verilir: ‘Eşyalarını eve gelince odana götürmeyi nasıl hatırlamayı düşünüyorsun?’
  • Çaba verdiği için takdir edilir: ‘ Hemen eşyalarını odana götürmüşsün, çok sevindim, gerçekten sayende ortalık toplu kaldı.’

Özgüven: Kendine güvenen, sosyal ve sağlıklı çocuklar yetiştirmek için bazı konulara dikkat etmemiz gerekiyor;

  • Kendini ifade etmesine müsaade ederek, söylediklerine değer vermek ve dinlemek
  • Yaş ve kapasitesinin dışında davranışlar beklememek
  • Yüklenebileceği küçük sorumlulukları başarmasına olanak vermek
  • Çabasını övüp, yüreklendirmek
  • Kişiliğinden ayrı öğrenme süreci olduğunu başarısızlığın görmesine yardımcı olmak.
  • Olumlu bir dille yapılması gerekeni ifade edelim: ‘ Gel hadi seni seviyorum çünkü… oyunu oynayalım, ben başlıyorum, seni seviyorum çünkü güldüğünde gözlerinin içi gülüyor.’
  • Yapması gerekeni açıkladıktan sonra başarılı olması için yardımcı olalım: ‘Sıra şimdi senin, beni niye sevdiğini söyleyeceksin, ben sana sonra başka bir nedenle seni sevdiğimi söyleyeceğim.’
  • Olumlu yüreklendirici ifadeler kullanın: ‘ Beni sevdiğini söylediğinde çok mutlu oluyorum.’

 

 

 

 

 

Benzer Konular

Author: Sevtap Kılınç

Sosyal Medyada Paylaş:

Yorum Yapmak İster Misiniz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.