Çocuk-Öğretmen İlişkisi

Zamanı, çocukların anne babalarından sonra en çok paylaştıkları kişiler öğretmenleridir. Anaokuluna, ilkokula giden bir çocuk bile anne babasından daha çok öğretmenini görür. Çocuğunu bir baba akşam birkaç saat görebilirken, çocuklarla öğretmen en az altı saat birliktedir. Bu kadar çocuğun hayatına uzun bir zaman diliminde giren kişi, çocukların şüphesiz kişiliğini-karakterini ve gelişimini şekillendirmede de büyük etkiye sahiptir.

Öğretmenlerden, büyümekte olan bir çocuğun ilk beklentisi sevgi ve ilgidir. Sevgi, şefkat ve merhamet temel ihtiyacı olan çocuğun ruhuna öğretmen sevgi tohumlarını ekecek kişilerden biridir. Bir öğretmenin bu nedenle çocuklara verebileceği ilk şey, müfredatta yazmasa bile merhamet ve sevgidir. Sevgi ve merhamet talebini bir çocuğun karşılamak, çocuğun psikolojisindeki olası yaralarının açısından da önemlidir. Bilgisizlikten daha büyük bir yaradır sevgisizlik. Farkında olmadan bazı öğretmenler başarılı, derse katılan öğrencilere daha fazla sevgi gösterebilir. Sınıfta ne var ki dersle ilgisiz öğrencilerin sevgiye daha fazla ihtiyacı olabilir. Bir öğretmenin yapabileceği en güzel tutumlardan biri onlara yönelik bir sevgi kanalı açmaktır.

Bu hayatın bir çocuk için olmazsa olmazlarından biri sevgi diğeri güvendir. Doğumdan itibaren çocuklar çevresindeki yetişkinlere güvenmek ister. Çünkü onlara göre bu dünya çok yabancı bir yerdir ve kendini uçsuz bucaksız dünyada güvende hissedebileceği yegane yer yetişkinlerin yanıdır. Yetişkinlerden aradığı güveni çocuk bulamadığında büyük bir boşluğa düşer. Öğretmenine çocuk güvenmek ve ona kendini teslim etmek ister. Kendisine saygı duyan değer veren birine çocuğun güvenmesi zaten zor olmayacaktır. Ancak söz verip de öğretmenin sözünde durmaması, çocuğu eleştirmesi, kınaması, ona yeterli ilgiyi sunmaması, adaletli olmaması çocuğun güvenini zamanla kırar. Çocukta öğretmen ‘ öğretmenimin gözünde ben değerliyim, beni o yarı yolda bırakmaz, arkada destekçim, zorluklarda da yanımdadır, beni sevmekten yanlış bilsem de vazgeçmez.’ Duygusunu oluşturduğunda güveni de oluşturmuş demektir.

Bir sınıfta olan herkese ‘çocuk’ dense de onların her biri farklıdır. Aile yapısı, sosyo-ekonomik durumu, geçmişi, duyguları, yetenekleri, öğrenme şekli, öğrenme hızı ve istekleri ile her çocuk tektir. Bu kadar farklı çocuğa şüphesiz ki aynı anda öğretmenlik yapmak zordur. Öğretmenlik mesleği bu nedenle kutsal görülür. Aynı bahçede açmış çiçekler gibidir, çocuklar. Tek bir çiçeğe bütün çiçekleri dönüştürmeden ayrı ayrı her bir çiçeği sulamak, beslemek, büyütmek ancak maharetli bahçıvanların işidir. Öğretmenin yapabileceği en büyük işlerden biri, çocuklardan her birinin sahip olduğu farklı yetenekleri keşfetmek ve başta bunu çocuğa, sonra ailesine fark ettirmektir. Cevher her çocukta vardır. Başarının, akademik başarı sadece bir boyutudur. Öğretmen ise çocuktaki cevheri keşfedip onu büyüten kişidir.

Başarıyı 6-12 yaş dönemi her çocuğun tatması gereken bir dönemdir. Bir çocuk bu dönemde, başarıyı herhangi bir alanda tatmazda hayatının ileriki yıllarında aşağılık duygusuna kapılabilir, kendini yetersiz ve değersiz görebilir. Çocukların bazıları akademik alanda, bazıları sporda, bazıları müzikte, bazıları sanatta, bazıları ise resimde iyidir. Çocukların kimilerinin de insani ilişkileri güzeldir, kimisinin de ses ya da dil kullanma becerisi yüksektir. Sağlıklı ruh gelişimi için her çocuk ‘ ben şu alanda iyiyim.’ Şeklinde en az üç-dört cümle kurmaya ihtiyaç duyar. Çocuklara bir öğretmenin yapabileceği en büyük iyiliklerden biri onlara iyi oldukları anları gösterip başarı duygusunu herhangi bir alanda tattırmaktır. Sadece başarının ders başarısına indirgendiği günümüzde, diğer başarılı olduğu bir alana çocuğun dikkatini yöneltmek ve ona ‘bu alanda sen iyisin’ mesajını vermek, bir çocuğa sunulacak en büyük hediyelerden olacaktır.

Her insan bebekten yaşlıya kadar onur ve izzet taşır. Onun haysiyetini zedelemek insanoğluna yapılacak en büyük kötülüklerden biridir. İnsanın onuru zedelenip parçalandığı zaman insanlığını o kişi kaybeder. Çocuk ve yetişkin onuru arasında bir fark yoktur. Bir yetişkini aşağılamak, alay etmek, onu herkesin içinde küçük düşürmek, ona herkesin önünde ceza vermek, bir başkası ile kıyaslamak ne derece onur kırıcı ise çocuklar için de aynı durum geçerlidir. Bazen öğretmenler eğlenmek, bazen de ders vermek için çocukların onurlarını farkında olmadan zedeliyor ve izzetleri ile oynuyor olabilirler. Sadece çocuğa çocuk olarak değil de aziz bir insan olarak bakmak bir öğretmene yakışan en güzel hasletlerden biridir.

Büyüklerin kendi hakkındaki düşüncelerinden çocuklar, etkilenir ve bunları genellikle içselleştirirler. Öğretmenleri eğer çocuklara ‘miskin, temel, alık, uyuşuk, aptal, beceriksiz, sakar, hiperaktif, korkak, dikkati dağınık, çekingen gibi’ etiketler koyarlarsa, gerçekten çocuklar öyle olduklarını düşünürler. Bu etiket zamanla onların bir parçası, bir kimliği haline gelir. Çocuğu, bu aşamadan sonra o etiketin etkisinden çıkarmak oldukça zor olur. Çocukları, iyi öğretmen etiketleyen değil, bilakis onların üzerine yapışmış olumsuz etkileri çıkaran kişidir.

Çocuklar meraklıdır ve öğrenmenin temeli de meraktır. Doğduğu andan itibaren çocuk, konuşmayı, yürümeyi, nesnelerin adını ve dünyayı, kısa sürede merakı sayesinde öğrenebilir. Bir çocuğun keşfetme arzusu canlı tutulursa, öğrenmeye çocuk her daim hazır olur. Merak duymasına fırsat vermemek ve çocuğa merak etmediklerini öğretmek, merak duygusunu körelten en önemli şeydir. Çocuk merak etmediklerini öğrendiğinde öğrenmeden zamanla soğur. Öğretmenlere bu nedenle düşen önemli bir görev çocukların merak duygularını diri tutmaktır. Öğretim yaparken bu duygularından çocukların yola çıkan, ömür boyu onlara taşıyacakları bir hazine bırakır. Çocukların öğrenme süreçlerinden bu hazine keyif almaları ve keşfetmenin heyecanını yaşamalarıdır.

Zamanla okul yıllarında öğrenilen bilgiler unutulmamakta fakat ömrün sonuna kadar biriktirilen duygular taşınmaktadır. Öğretmen bu nedenle salt bilgi aktarımını hedeflememeli, çocukların zihinlerinden ziyade gönüllerine hitap etmelidir. Okul sürecinden çocukların olumlu hatıralarla ayrılmasını, güzel insani ilişkiler kurmasını sağlamak öğretmenin bir diğer görevi olmalıdır.

Sadece çocuklara değil aslında öğretmen tüm topluma rehberlik eder. Sınıftaki çocuklara bazen sadece öğretmenlik yapmak yetmez, anne babalara da rehberlik etmek gerekir. Çocuğa ödül ve cezanın kullanımı, yaklaşım, yanlış ebeveynlik davranışlarından uzaklaştırma konusunda velileri bilgilendirip onlara yeni ufuklar açmak toplumun gelişimi için çok güzel bir adım olacaktır.

Öğretmenlerimizden evet, çok şey bekliyoruz. Kendi çocukları ile bir anne-baba ilgilenmekte zorlanırken pek çok çocuğa onlardan dokunmalarını istiyoruz. Bunun zor olduğunu da biliyoruz. Ancak bu zorluğu birlikte aşabiliriz. Öğretmenlerimize toplum olarak daha çok sahip çıktığımızda ve onların daha fazla değer verdiğine inanıyoruz ki zor şartlar altında öğretmenlerimiz olsa da çocuklarımız için en iyisini yapacak ve geleceğe onları güvenle taşıyacaktır.

Öğretmenlerin tümüne saygı ve hürmetlerle…

Benzer Konular

Author: Sevtap Kılınç

Sosyal Medyada Paylaş:

Yorum Yapmak İster Misiniz?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.